Tarih: 2 Aralık 1922.
Düşman İzmir’de denize dökülmüş, Bursa kurtarılmış, Meclis 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmış, Vahdettin de yurtdışına kaçmış.
Yedi düvelle boğuşmuşuz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına az kalmış.
Mustafa Kemal aklındaki cumhuriyeti ilan etmek için varını yoğunu ortaya koymuş, koymaya da devam ediyor.
Bu çok kritik günlerde Mustafa Kemal’e karşı  “İkinci gurup” adında bir şer ittifakı kurulmuş.
İçinde milletvekilleri de var.
Akılları sıra Mustafa Kemal’e muhalefet ediyorlar.
Anlayacağınız adeta, muhalefet değil, ihanet ediyorlar.
Amaçları saltanatı kaldıran Gazi’den rövanş almak.
Ne mi yapıyorlar?
Cevabı, Hasan Rıza Soyak’ın kaleme aldığı “Atatürk’ten Hatıralar” adlı eserinde.

Gelelim sadede...
Erzurum mebusu Süleyman Necati, Mersin mebusu (çolak) Selahattin ve Samsun mebusu Emin bey, Meclis Başkanlığına seçim kanununun değiştirilmesi bir teklif verirler.
Amaç, Mustafa Kemal’i ebediyen meclis dışında bırakmak.
Bu teklifin 14. Maddesinin içine öyle bir ibare koyarlar ki, vatanını seven herkes, bu duruma, “ihanetten de öte” demekten kendini alamaz.

Madde içeriği şöyle;
“Bir kimsenin milletvekili seçilebilmesi için Türkiye’nin o günkü sınırları içindeki ahalisinden olması yahut bir yerde beş sene müddetle aralıksız yaşamış bulunması şarttır”.
Çünkü Mustafa Kemal, o günkü sınırlar dışında kalan Selanik’te doğmuştu.
Ahaliden de değildi, yani gayrilerden idi.
Burada Türk değil, Müslüman değil iması da vardı.
Mustafa Kemal, bu milletin bekası için cepheden cepheye koşarken, doğal olarak 5 yıl bir yerde ikamet edememişti.
Madde, doğrudan Mustafa Kemal’i hedef alıyordu.
“İkinci gurup” ihanetin daniskasını sergiliyordu.
Teklif, 2 Aralık 1922 günkü oturumda Meclis’e getirilmişti.
Atatürk, durumdan önceden haberdar olmuş ve mecliste söz alarak, büyük bir üzüntü içerisinde şunları söylemişti: (Tutanaklardan):
“Efendiler, bu kanun teklifi doğruca benim şahsımı ilgilendirdiğinden, müsaade ederseniz birkaç kelime ile fikrimi arz etmek istiyorum.Maalesef doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmıştır.
Bir seçim bölgesi içerisinde beş sene oturmuş da değilim.
Doğum yerim milli sınırlarımız dışında kalmış ise bunda benim katiyen bir kasıt ve kabahatim yoktur.
Bunun sebebi, bütün memleketimizi ve bütün milletimizi parçalayıp yok etmek isteyen düşmanlarımızın hareketlerinde kısmen başarılı olmalarının önüne geçilememiş olmasıdır.Eğer düşmanlar maksatlarında tam başarı elde etselerdi, Allah korusun, bu teklife imza koyan efendilerin dahi memleketleri sınırlarımız dışında kalabilirdi.
Bundan başka, maddenin talep ettiği diğer şarta uymuyorsam, yani beş sene sürekli olarak bir seçim bölgesinde oturamamış isem, o da, bu Vatana yaptığım hizmetler yüzündendir.Eğer, bu maddenin istediği şartı kazanmağa çalışsaydım, İstanbul’u kazandırmakla sonuçlanan Arıburnu ve Anafartalar’daki savunmalarımı yapmamam lazım gelirdi.
Eğer ben bir yerde beş sene oturmaya mahkûm olsaydım Bitlis ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır istikametinde yayılan düşmanın karşısına çıkmamam, Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan vatani vazifemi de yapmamam lazım gelirdi.Bu efendilerin istedikleri şartları kazanmak isteseydim Suriye’yi boşaltan orduların enkazından Halep’te bir ordu teşkil ederek düşmana karşı müdafaa etmemem ve bugün milli hudut dediğimiz hududu fiilen tespit etmemem lazım gelirdi.
Zannediyorum ki ondan sonraki mesaim herkes tarafından bilinmektedir.Hiçbir yerde beş sene oturamayacak kadar mesai sarf etmiş bulunuyorum. Ben zannediyordum ki, bu hizmetlerimden dolayı milletimin muhabbet ve teveccühüne mazhar oldum, belki bütün İslam âleminin muhabbet ve teveccühüne mazhar bulunuyorum.
Binaenaleyh, bu teveccühler karşısında vatandaşlık haklarımın düşürülmesiyolunda bir teşebbüs ile karşılaşacağımı asla hatıra getirmezdim.Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, yabancı düşmanlar bana suikast yapmak suretiyle memleketimdeki hizmetimden ayırmaya çalışacaklardır.
Fakat hiçbir zaman hatır ve hayale getirmezdim ki, velev iki üç kişi de olsa, Yüksek Meclisinizde aynı zihniyeti taşıyanlar bulunsun. Binaenaleyh anlamak istiyorum, bu efendiler seçim bölgelerinin ciddi olarak duygu ve düşüncelerinin tercümanı mıdırlar?Yine bu efendilere karşı söylüyorum, mebus olmak itibariyle, tabii, bütün memlekette geçerli bir sıfatları vardır.
Millet kendileri ile aynı görüşte midir?Efendiler, beni vatandaşlık haklarından mahrum bırakmak yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen yüksek heyetinize, bu efendilerin seçim bölgeleri halkına ve bütün millete soruyorum ve cevap istiyorum.”
Bu çirkin teklifi verenler, tıpkı bugünkü gibi mehter takımı misali üç ileri bir geri adım atarak,“Estağfurullah Paşa Hazretleri, sizi kastetmedik” dediler.
Bal gibi onu kast ediyorlardı.
Atatürk kim bilir onlara nasıl bakmıştı.
Onlar da ATA’nın yüzüne.
Mustafa Kemal’in, “Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, yabancı düşmanlar bana suikast yapmak suretiyle memleketimdeki hizmetimden ayırmaya çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayale getirmezdim ki, velev iki üç kişi de olsa, Yüksek Meclisinizde aynı zihniyeti taşıyanlar bulunsun” dediği o üç kişi arasında Erzurum mebusu Süleyman Necati de vardı.
Süleyman Necati, adı Erzurum ile özdeşleşmiş ama Bingöl Kiğı’da doğmuş, Erzurumlu da değil.
Ama bu vefasızlığı ve saygısızlığı yapabilmiş bir karakter.
Erzurum’da Albayrak Gazetesi’ni çıkaran zat-ı muhterem.
Yıllar sonra Atatürk’e karşı yapılan İzmir Suikastı içinde yer aldığı gerekçesiyle yargılanır ve beraat eder.

Bunları neden yazdım?

Bir süreden beridir eleştirip yazılar yazdığım Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, törende ödülleri  bu şahıs adına dağıttı da ondan.
Diyorum ya hep, matruşka bunlar, bir yerlere doğru sallanıp duruyorlar.
Siyasi erke kuyruk sallıyorlar diye.
Tıpkı Süleyman Necati gibi, Atatürk’e sövmek ve saydırmak pek revaçta ya.
Ödülü de Süleyman Necati adına vererek yine bir yerlere mesaj veriyorlar.
Yine beni haklı çıkardınız, kutlarım sizi.
Aferin.
Adam olursunuz ama ben görmem...

Bu arada aklıma bir şey geldi.
90’lı yıllarda aynı cemiyet ( Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti ) Süleyman Necati’nin kim olduğunu bilmeden, araştırmadan, yönetimdeki bir cemaatçinin hin ve cinlikle monte etmesiyle aynı şahıs adına ödül töreni düzenlemiş, tören öncesi yukarıda anlattığım olayı fark edince ödülün adını değiştirmişti.
Cemaatlerin de şimşeklerini çekmişti üzerine, ama iplememişti.
Onlar kadar olamadınız.
Daha ne diyeyim size efendiler.
Skandallara imza atmak sizin fıtratınızda var...
Ne desem boş... 
Körler sağılar birbirlerini ağırlar....
 
    
banner533
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.