Bu haber kez okundu.

“Bu Ülkenin Bir Çakıl Taşına, Irmağının Akışına, Heybedeki Nakışına Kurban Olurum”



PUSU (ZAP)

Karanlık gecede Karasu'dan Zap Suyu'na giden yol,

Dolunay azatlığında vatanımın,

Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm.

Alın yazımıza vatan ve bayrak, şehitlik yazılmış...

 

En güzel türküyü kurşun söyler özüme,

Ola ki, Tendürek ağıdı; Cudi, Gabar türkülerinde

Muhabbeti bulurum bir zaman...

Şahadetse aslanların savaşında...

 

Ölümsüzlük, şehitlik, bayrak hilalinde...

Can veren, kan veren yiğitler

Yar gönlümüze düşende, çıktık dağların başına

Karanlık gecede el uzattık hilâle

Vurgun yedik seher rüzgârında,

Gurbet türküleriyle selam ettik yar diyarına,

Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,

Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman...

 

Kürşat baskınlarında şahadetime destur verilirken,

Tekbir-i ilahi ki, bayrağımdaki iman

Yıldız yüceliğinde vatan olası gönül,

Neylerim, neylerim sensiz acep?

 

Seninle gezerim Şavşat'ı, Kars'ı

Seninle inerim Bingöl'den Van'a

Muş'tan el ederim Adıyaman'a

En deli sevdaları yaşarım pusuyu geçerken

Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.

 

Divanesi olduğum Anadolu'yu gezerken,

Nasibim bir kurşun olup da, düşersem toprağa

Eğer…

Eğer, toprak bana açmışsa bağrını,

Damla damla düşüyorsa toprağa kan,

Bayraklara sarılıyorsa tabutlar,

Analar...

Analar ağlıyorsa yiğit erlerinin ardı sıra,

Gelinler...

Gelinler yas tutuyorsa yiğit erlerinin ardından,

Ki, Türk devleti öksüz kalacaksa eğer,

Koyuver, şahin misali saldırsın İbrahim'in delilerini Mehmetçesine,

Çakal sürüsüne...

 

Ay gökte kaldıkça,

Ulu kocaların, aksakalların duası üstüne olsun...

ŞİİR: ÂŞIK SEFAİ



Kadim Teyp’imin bu haftaki konuğu, sözleri Âşık Sefai’ya ait terörle mücadelenin sembol şiiri Zap’ı okuyarak bu şiire ayrı bir ruh katan kahraman komando Murat Meşe.

Dinleyenin ve okuyanın tüylerini diken diken eden, kat kat giyinsek de içimizi üşüten ve yüreğimizi yakan, asıl adı Pusu olan Zap Şiir’ini bilmeyen yoktur.

Aşık Sefai’nin bu şiirini yeniden yorumlayan ve davudi sesiyle hepimizi gözyaşlarına boğan Murat Meşe, ekmeğini nakliyecilikten kazanan bir TIR şoförü.

Hala divanesi olduğu Anadolu yollarında direksiyon sallıyor.

Şavşat’ı, Kars’ı geziyor,

Bingöl’den Van’a iniyor,

Muş’tan el ediyor Adıyaman’a.

Türkiye son aylarda üst üste şehitler veriyor.

Meşe’nin bu duygu dolu şiiri, her şehit toprağa düştüğünde bir kez daha bayraklaşıyor.

Tıklanma ve okunma rekorları kıran bu şiir, duygularımıza tercüman oluyor.

Murat Meşe de Anadolu yollarında, gözü kulağı radyoda, şiirde olduğu gibi keleş sesinde şehitlerin ardı sıra gözyaşı döküyor.

O Konya bozkırının asil yiğidi.

O bir Türkmen delikanlısı.

Gözleri çakmak çakmak, teni kavruk, bakışları kartal gibi.

O, havuzbaşında değil, Cudi’de, Gabar’da vatani görevini yapan kahraman bir komando.

Bu şiir, hala her şehit cenaze törenlerinde ve sosyal paylaşım sitelerinde dinlenme ve paylaşma rekorları kırıyor.

Murat Meşe ile ekmek teknesi TIR’ında söyleştik.

Meşe, hem Konya’dan yüklediği 28 ton yükle araç kullandı, hem de sorularıma yanıt verdi.

İşte o söyleşi.



KARABAĞ’DAN KONYA’YA

Meşe’nin babası Azerbaycan Karabağ’dan göç edip Konya’ya yerleşen Azerbaycan Türkü, annesi ise, Van Özalp’lı bir Kürt.

Nasıl mı?

Murat Meşe anlatıyor;

“Babamın ailesi Karabağ’dan göç ederek Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Karabağ beldesine yerleşmişler. Karabağ’ın hikâyesi şöyle. Belde halkının kökeni Hazar denizinin batısında şimdiki Büyük Karabağ, yani Dağlık Karabağ'dan gelmektedir. Türkmenler burada oymaklar halinde yaşamakta iken, çıkan bir hadise sonucunda oymak beyi öldürür. Oymak Beyi'nin ölümüne üzülen halk yas için başlarına kara bez (bağ) bağlarlar. Bundan dolayı bu bölgede yaşayanlara Karabağlı demişlerdir. Beyleri ölen oymak, Azerbaycan Karabağ'ından ayrılarak, Konya'ya gelirler. Zamanın Konya Valisine çıkarlar. Vali Konya'da onlara şimdiki Musalla mevkiinde bir yer gösterir. Buranın adını da geldikleri yer olan Karabağ koyarlar. Geçimini daha çok hayvancılıkla sağlayan halk, daha sonra develerle tuz taşımacılığı yapmaya başlar. Dedem de develerle taşımacılık yapar. Ailem, Karabağ beldesinin Hodoğlu köyünü kurar. Kamyonculuk baba mesleğim, ben rahmetli babamdan devraldım. Develerle başlayan nakliyecilik işimiz son nesil olarak benimle devam ediyor. Nasibimi Anadolu’nun yollarında direksiyon sallayarak kazanıyorum”.



ANNE ÖZALP’LI KÜRT

Meşe’nin annesi ise Van Özalp’tan Konya Karabağ’a göç eden bir Kürt kızı.

Özalp’ta aileler arasında bir kavga çıkar, kavga sonrası aile olayların büyümemesi için Konya Karabağ’a göç eder.

Murat Meşe’nin annesi ile babasının yolları da burada kesişir.

Meşe, ailesinin öyküsünü anlatmaya devam ediyor;

“Annemin ailesi Özalp’ta iki aşiret arasında çıkan bir kavganın ardından, buradan ayrılıyor ve Konya Karabağ’a yerleşiyor. Annem, babamın kardeşi ile yani amcamla, babam da bir Türkmen kızı ile evleniyor. Amcamın 4 çocuğu oluyor. Ancak babamın o kadından çocuğu olmuyor. O arada amcam vefat ediyor, Amcamın eşi 4 çocuğuyla dul kalıyor. Anadolu geleneğidir, amcamın hanımı ile babamı evlendiriyorlar. İki çocuk ta babamdan oluyor. Şimdi 6 kardeşiz. Kader işte”.

 

ANAM KÜRT BABAM TÜRKMEN, BEN DE TÜRKOĞLU TÜRKÜM

Meşe, Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözüne sonuna kadar inananlardan biri olduğunu ifade ederek şöyle devem ediyor,

“Anam Kürt, babam Türkmen.  Ben de Türkoğlu Türk’üm. Kendimi öyle hissediyorum. Hiçbir ayrı gayrımız yoktur. Bizi biz eden tek değer budur. Ne mutlu, ne mutlu Türküm diyene. Bütün Türk düşmanlarının bu ülkeyi bölmek için kullandığı bu değerlere kanıp inananları anlamak mümkün değil. Bu ülke hepimizin ülkesi. Ayrı gayrı olamaz. Yarın ayrılsak ben anamın soyunu sopunu mu atacağım? Aileyi yarı yarıya bölecek miyiz? Böyle şey olur mu? Hiç kimse bizi bölemez, bölmeye de güç yetiremez. Bu ülkenin bir çakıl taşına, ırmağının akışına, heybedeki nakışına kurban olurum”.



DJ’LİKTEN TIR KAPTANLIĞINA

Murat Meşe, baba mesleği TIR şoförlüğünden önce Konya’da bir yerel radyoda DJ’lik yapıyormuş. Programında fon müzikleri eşliğinde davudi sesiyle şiirler okurken, babasının vefat etmesinin ardından babadan miras kalan kamyonun sırtına çıkmış ve kendini nakliyecilik mesleğinin içinde bulmuş.

Şiirle tanışıklığı oradan.

“DJ’lik güzeldi. Şiir benim ruhumun sesi. Orada şiir okudum uzun süre. Babam rahmetli olunca ailenin tek geçim kaynağı olan nakliyeciliği devam ettirme adına kamyonun sırtına çıktım ve o gün bu gündür Zap şiirindeki o dize gibi divanesi olduğum Anadolu yollarındayım. TIR’ımla geziyorum Şavşat'ı, Kars'ı, TIR’ımla iniyorum Bingöl'den Van'a, Muş'tan el ediyorum Adıyaman'a. Bugün de seninle geziyoruz ve söyleşiyoruz. Mutluyum, divanesi olduğum Anadolu’yu gezerken ne kadar mutlu olduğumu anlatamam”.



ÇARŞI İZNİ İÇİN CEBİNDE PARA OLMAYINCA

Murat Meşe, 1998 yılında askerlik çağı gelince İzmir Foça’ya tertip edilir.

Foça’da Türk Silahlı Kuvvetleri Özel Harekât birliğinde ağır bir komando eğitimi alır.

C timindedir.

Artık çakı gibi bir askerdir.

Bir hafta sonu herkes çarşı iznine çıkar.

Murat Meşe’nin cebinde çarşı iznine çıkacak parası yoktur.

Birlikte kalır.

Meşe, yeni ve eski Foça’da eğitimine devam ederken, o yıllarda izlenme rekorları kıran TGRT’deki Mehmetçik programının yapımcıları birliğe gelir.

Çekimler devam ederken Murat Meşe, sunucu Yusuf Amanvermez ve yapımcı Tahsin Gökmen’in yanına gider ve bir şiir okuyup okuyamayacağını sorar.

Onlar da okuyabileceğini söyler.

Şiir ezberindedir, büyük bir aşkla ve heyecanla okuduğu bu şiir Âşık Sefai’ye ait Pusu şiiridir.

Sözü ona bırakalım;

“Herkes çarşı iznine çıkmak için adını yazdırdı. Benim cebimde çarşıya çıkacak param yoktu. Birlikte kalmaya karar verdim. Çarşı iznine çıkmayan ya da benim gibi çıkamayan arkadaşlarla beraber zaman geçirirken, komutanlarımız TGRT’nin o dönem izlenme rekorları kıran Mehmetçik programı yapımcılarının çekim yapmak üzere geldiğini söylediler. Çekimler devam ederken, yapımcıların yanına yaklaşarak bir şiir okuyup okuyamayacağımı sordum. Okuyabilirsin dediler. Okudum. Askerliğin verdiği o psikoloji ile o kadar aşkla ve heyecanla okumuşum ki, beni çekime aldılar ve 3-4 ayrı açı ve mekânda bana çekim yaptılar”.



ŞİİR SEMBOL OLDU

3 çocuk babası Meşe, herkesin bu şiirin kendisinin sandığını, aslında bu dizlerin çok sevdiği ve DJ’lik yaptığı dönemde sık sık şiirlerini radyodan okuduğu Âşık Sefai’ye ait olduğunu ifade etti.

Sefai, bu şiiri Hakkâri’de asker iken yazmış ve Murat Meşe’den çok önceleri bu şiiri okumuş.

Ancak bilenler bilir, kamuoyu bu şiiri, bu dizlere ruh veren, kan ve can veren Murat Meşe Mehmetçik programında okuyunca bildi ve tanıdı, adeta terörle mücadelenin sembolü oldu.

Yine söz Meşe’ye bırakalım;

“Şiir zaten biliniyordu. Üstat Sefai’ye ait bir şiir. Bunun altını özenle çizmem şart. Şiir bana ait değil. TGRT’deki çekimler TV’de yayımlanınca şiir kamuoyunda daha çok tanındı. Sanıyorum okuma şeklimdeki ruh ve heyecan bu kadar etki yaptı Türk halkı nezdinde. Yoksa herkes şiirin bana ait olduğunu sanıyor ama bu bana yakışmaz, Sefai ustaya da haksızlık olur. Şiirin asıl adı Pusu. Ancak herkes bu şiiri Zap olarak bildi. Kamuoyunun senin aracılığınla bu gerçekleri bilmesini istiyorum. Kaldı ki, ben askerden sonra Sefai ustaya giderek helallik aldım. Hakkım olmayan hiçbir şeyi almam, almadım. Emeğe ve ustaya saygıda kusur etmem, kimse de etmemeli”.



BANA PARALAR TEKLİF EDİLDİ, KABUL ETMEDİM

Çeşitli kesimlerin aynı ruhla bu şiiri okuması halinde büyük paralar teklif ettiğini ancak bu teklifleri reddettiğini ifade eden Meşe,

“Bana ait olmayan bir şiirle para kazanmak olmaz. Bu tekliflerin hepsini reddettim. Sefai ustanın emeğini asla çalmadım, çalmam da. Zaten kendisine giderek helalliğimi de aldım. Askerliğin psikolojisi ile o şiiri öylesine okumuşum ki - bunu sonradan fark ettim- herkes şiirin dizelerinin bana ait olduğunu sanmış. Önemli olan o ruhu verebilmek. Çok mutluyum.  Bugün askere alsalar aynı ruhla gider, aynı ruhla o şiiri okurum. Onur duyuyorum. Bu vatana canım feda. Dedim ya, ırmağının akışına, heybedeki nakışına kurban olurum ben bu toprakların”.



ASKERLİK ŞUBESİNE GİDİP DİLEKÇE VERDİM

Murat Meşe’ye bugün o şiiri aynı ruh ve heyecanla okuyabilir misin? Diye soruyorum.

Gülümsüyor.

“Zannedersem okuyamam. Orada olmak, o şartlarda bulunmak lazım. Bana o ruhu veren peygamber ocağının ruhuydu. Ben o ocaktan feyz aldım. Bugün olsa yine giderim. Geçtiğimiz yıl bağlı bulunduğum askerlik şubesine giderek dilekçe verdim ve vatani görevimi yaptığım Şırnak’a tertip edilmemi istedim. Şube başkanı komutan, gülümsedi ve seni çok iyi anlıyorum ama bu mümkün değil dedi. Her zaman hazırım, o ocakta görev almak bana onur ve şeref verir”.



ŞIRNAK GÜNLERİ

Murat Meşe, 1998 ve 1999’da Şırnak’ta vatani görevini yapar.

Cudi, Gabar, Bestler Dereler ve Kel Mehmet dağlarında pusa atar, pusu yer.

Yanında ya da timinde omuz omuza görev yaptığı arkadaşlarını şehit verir, gazi olanlar olur.

Hele bir Cemal astsubayı var ki, onu unutamamış.

“Cemal astsubay, Eskişehir’de görevli iken gönüllü olarak Şırnak’a geldi. Operasyonu ve dağları çok seviyordu. Bize takılırdı, merak etmeyin pusu ve çatışma konusunda çok şanslıyımdır diye. İlk operasyonda çatışmaya girdik. Arslanlar gibi mücadele ediyorduk. Cemal astsubay telsizden anons etti, vuruldum çocuklar diye.  Öyle bir yerde yaralanmıştı ki, oraya ulaşmamamız saatler sürdü. Ona ulaştığımızda şehit olmuştu. Gözleri açıktı ama yemin ederim gülümsüyordu. O çok sevdiği dağlarda can verdi. Mekânı cennettir. Ruhu şad olsun. Onu unutamıyorum, gördüğüm en kahraman askerlerden biriydi. Çocuğu yoktu, şehit olduğu son operasyonda, ‘çocuklar eşim hamile’ diyor ve çok seviniyordu. Onu albayrağa sardık ve uğurladık. Birkaç gün sonra öğrendik ki, şehit olduğu gün eşi çocuğunu düşürmüş. Demek ki Rabbim o çocuğun babasız büyümesini istemedi. Böylesi öykülerle askerlik yaptık. Onur ve şeref duyuyorum. Bugün olsa koşa koşa yine giderim. Allah bu devlete zeval vermesin”.



SONSÖZ

Murat Meşe ile yaklaşık bir gün TIR’la seyahat ettik, yük taşıdık, yük boşalttık.

Sayın Meşe, benim için çok güzel bir gün ve çok keyifli saatlerdi.

Beni uzun yıllar önce Cudi’de, Gabar’da, Kel Mehmet Dağları’nda operasyon izlediğim günlere götürdün.

Allah’tan sana sağlık, sıhhat ve uzun ömürler diliyorum.

Seni tanımaktan onur duydum.

Sözlerimi seninle özdeşleşen o muhteşem şiirin son dizeleriyle bitiriyorum.

“Ay gökte kaldıkça, Ulu kocaların, aksakalların duası üstüne olsun...”





 

 

 

 

 

banner530
banner531
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
gada 2 yıl önce

Siz bu Milletin muradısınız ve siz Allahın muradısınız.
Rabbim ne muradınız varsa versin.
Ömrünüze bereket canınıza sağlık diliyorum.
Ayağınıza daş deymesin.

Avatar
Murat Meşe 2 yıl önce

Duygulandırdın beni abi çok teşekkür ederim seni tanımak şereftir

Avatar
Macit Gürbüz 2 yıl önce

Sevgili Murat, seni tanımak şa benim için Şeref...

Avatar
Macit gürbüz 2 yıl önce

Çok tşk ederim, Alkah var etsin, aynı dualarla mukabele ediyorum. Selam ve saygılar

Avatar
İlknur Yamak 1 yıl önce

"Anam Kürt, babam Türkmen. Ben de Türkoğlu Türk'üm. Kendimi öyle hissediyorum. Hiçbir ayrı gayrımız yok. Bizi biz eden tek değer budur. Ne mutlu Türküm diyene" ... Murat Meşe'ye selam olsun. Size de bu güzel röportaj için çok teşekkürler...

Misafir Avatar
MACİT GÜRBÜZ 1 yıl önce @İlknur Yamak

ÇOK TŞK EDERİM SAYGIDEĞER MESLEKTAŞIM... SELAM VE SAYGILAR...

Beğenmedim! (0)
Avatar
Ali çobanoglu 1 yıl önce

Murat abi agzına saglık

Avatar
Erdoğan Özbey Bozkurt 7 ay önce

Yüreğine sağlık olsun kıymetli kardaşım

banner532