Başımı örttüm, çantamı sırtıma taktım. Cavıl cuvul konuşmaların arasında eve doğru yol almaya başladım.

Arkadaşlarımdan biri “Çıkarsana başörtünü, böyle babaanne gibi oluyorsun.” dedi.

Diğerleri de “Babaanne” “Babaanne” diye hep bir ağızdan bağırınca başörtümü sıyırdım, omzuma doğru bıraktım.

Bu yaptığım beni çok rahatsız etmişti.

Aşırı gergindim ve içimde karmakarışık korkular vardı. Belli ki az sonra olacakları hissetmiştim. Bir süre yürüdük hep birlikte. Bir motosikletin kornasıyla yolun kenarına çekildik. Dönüp motosiklete baktığımda babamla göz göze geldim. Arkasında da annem. “Eve gelince görüşürüz kızım.” Buradan okuyunca güzel bir cümle bu. Evde sizi bekleyen ebeveynlerinizin olmasından daha iyi ne olabilir.


Eve gitmek istemiyordum. Ne gereği vardı başımı açmamın. Niye dinledim sanki etrafımdakileri. Söylene söylene geldim eve. Babam kapıda yakaladı, upuzun saçlarımı doladı ellerine. Kaç kez vurdu hatırlamıyorum.

Belki de iki üç tokat, belki iyi bir dayak. Bir daha asla o saçlarını açık görmeyeceğim dedi. Dediği gibi de oldu.

O gün yedi yaşındaydım. Babam beni kırk yaşına kadar açık görmeyecekti. Evde olduğum zamanlarda bile saçıma bone takıyordum. Ortaokul ve lisede saç diplerim sürekli yara oluyordu.

Doktora gittik. Doktor güneş görmesi lazım dedi bir şampuan yazdı. Benim saçlarım güneşi asla göremezdi ki. Zaten artık babamın kızmasına da gerek yoktu.

Açamıyordum başımı hiçbir şekilde. Öyle ki kız arkadaşlarımın yanında bile açamıyordum. 


Gün döndü dolaştı üniversiteyi kazandım. Babamla kayda gittiğimizde ülkede 28 Şubat yaşanıyordu. Herkes mutlu olur bu en heyecanlı günde. Ben babama bakamıyordum. Nasıl açacaktım başımı? Kayıtta açmasak da olurdu herhalde.

Ama öyle olmadı. Daha ilk adımda başımızı açmamızı istediler. Birinin zorla örttürdüğü başımı, bir başkası zorla açtırıyordu. Kimse örterken de açarken de neler yaşadığımı bilmeden, biri “Örtülecek” diyordu, diğeri “Açılacak”. Babam “Kızım bugün burada onları dinlemen gerekiyor aç başını.” dedi gözleri dolu dolu.

O ne hissediyordu bilmiyorum ama ben travma yaşıyordum. Açtım başımı bacaklarıma kadar titreyerek. Çırılçıplak bir kıyametin ortasında gibiydim.
Sonra sonra da hiç alışamadım bu başımı açmalara.

Arkadaşlarımın hepsi de binanın girişinde açıp kapatırken başlarını ben tenha bir kulübe vb arardım.

Kimse görmeden açıp, kimse görmeden kapatmak için. Okulda herkes beni açık sanıyordu.  Dışardaki halimi hiç biri bilmiyordu. Her türlü eziyeti dibine kadar yaşıyordum.
Eşim o zaman üniversitedeki arkadaşlarımdan biriydi. Aylar sonra otobüs beklerken gördü beni. Şaşırmış bir halde “Sümeyye sen kapalı mıydın?” dedi. Sanki suç işlerken yakalanmış gibiydim.

Üniversitede başörtü konusunda bunları yaşasam da diğer konularda çok çok özgüvenli bir bireydim. Eğitim Gönüllüleri Sivas’a geldiğinde onlarla da aktif çalışmaların içinde bulundum. Bir gün Eğitim Gönüllüleri ile ilgilenen hocalardan biri beni çağırdı. İkna odası mıydı, beni sorgulama odası mıydı bilmiyorum. “Sümeyye başını neden örtüyorsun?” dedi. “Amacın ne?” Aslında o yaşa gelmiştim ama “Allah rızası için örtüyorum.” Diyemedim.

İçimden dahi gelmedi bunu demek. “Geleneksel bir örtünme benimki dedim. Ailemde, çevremde, mahallemizde herkes örtülü.”  “Anlıyorum seni” dedi.

Gerçekten anlıyor muydu bilmiyorum. Ama ben sürekli başörtüsü yüzünden hesap veriyordum birilerine. Hırsız gibi, katil gibi, ayıplı gibi. Açarsam da hesap veriyordum, kapatırsam da.
 

Başörtü hakkındaki her şey, o açıp kapatma anları travma sebebim oluyordu. Biz evlendikten sonra da aşamadım başörtü konusundaki hiçbir şeyi. Babamlarla ne zaman aynı ortamda olsak yirmi dört saat kapatırdım başımı.

Sadece çekirdek ailemleyken açıyordum. Bugünkü aklım olsa bir psikiyatrist desteği alırdım. O günün şartlarında bu aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bu konuyu hep baskılıyordum. İyi bir sınıf öğretmeni olmuştum. Yaşanmamış çocukluğum vardı. O yüzden çok daha iyi bir öğretmen olmuştum.

Öğrencilerimle oyunlar oynarken, hoplayıp zıplarken, ebelemece için koştururken hiç utanmıyordum. O yüzden çok daha iyi bağlar kuruyordum onlarla. 
Başörtüsü serbestliği geldiğinde rahatlamıştım. Aç kapa yapmayacağım için. Artık rahat olacaktım, kimse karışmayacaktı.

Böyle böyle iki üç sene çalıştım. Sonra 15 Temmuz yaşandı. Başörtü travması da neymiş bütün geçmişimi bir günde elimden aldılar.

Başörtülü tanımasınlar beni diye çırpındığım üniversite günlerim geldi aklıma. Şimdi de “terörist” demesinler diye mi çırpınacaktım. Bu da benim tercihim değildi. Aynı başörtüsü için yaşadıklarım gibiydi. Birileri dayatmıştı yine “Sen teröristsin.” diye. “Bu sefer olmaz” dedim. Bu sefer olmaz!” Gizlenmeyeceğim. Herkese söyleyeceğim. “Ben ihracım” demekten utanmayacağım.

Yanımda hiç kimse kalmasa da utanmadan sıkılmadan “Ben ihraç bir sınıf öğretmeniyim.” diyeceğim.

Küçükken arkadaşlarımın “Babaanne, babaanne” diye bağırışları otuz beşimde “Terörist, terörist” bağırışlarıyla beni tekrar linç ediyordu.

Gitgellerim, yalnızlığım had safhadaydı.

Beni bu hayata sürükleyen ailem yanımda yoktu. Ne babam, ne annem, ne kardeşlerim arayıp soruyordu. Üç çocuklu, hamile bir kadının beş kişilik bir ailesinin yükünü hiç kimse istemiyordu.

Açlık, yokluk, cezaevi korkuları eşliğinde son çocuğuna hamile ben ölüm kalım savaşı veriyordum. Bunca kötü olayların sebebi başörtümdü.

Uygulanan din ve zalim dindarlardı. Babamdı. Elinde Kur’an sallayan siyasetçilerdi. Fethullah Gülen’di, Cübbeli’ydi. Hepsiydi.
Sürekli kafamda Cumhuriyet Meydanı’na çıkıp bağıra bağıra başörtüsünü kafamdan çıkarıp atamak vardı. Neler neler söylemiyordum ki hayallerimde.

Kızım doğmuştu. Küçücük minnacıktı. Gözlerine bakıp bakıp yağmur gibi akıtıyordum gözyaşlarımı. Bir o göz göze geliyordu benimle. Bir o anlıyordu beni. Tüm insanlık yer yarılmıştı da içine girmişti.
Otuz sekiz yaşına dayanmıştı ömrüm. Elimi başıma attım. İlkokuldaki gibi örtümü sıyırdım. Kızımı aldım ve dışarı çıktım. Sanki omuzumdaki her şeyi onunla birlikte sıyırmıştım.

Dışarı çıktım. Kimseden utanmıyordum. Özgür hissediyordum çok özgür. Kimseye aldırmadım.

Tek bir kişiyle karşılaşmaya cesaretim yoktu. Fotoğraflarım vardı sosyal medyada. Videolarım vardı gümbür gümbür konuşurken. Herkes tanımıştı beni ama ben o kişiyle hala karşılaşamıyordum.

Ta ki geçen seneye kadar. Gittim elini öptüm sarıldım. Çok özlemiştim. Dört yıldır kapımı açmamışlardı ama ben çok özlemiştim. “Babammm” dedim. Aşmıştım onu da aşmıştım. Babamın örtümle ilgili ne bir bakışı ne bir sözü oldu. O da alışmıştı süreçte demek ki.

banner533
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.