İnsanlık ölmüş, şöyle bakıyorum da farkında olan bile yok.
Bana sorarsanız insanlar sanki şekil 
değiştirerek insanlığını kaybetmiş. Ne acıdır ki artık insanlar insanlık arıyor. O yüzdendir ki "insanlık kaldı mı" ya diye hayıflanıyorlar. İnsan var ama insanlık yok. Akıl var ama düşünen yok.

Bir yerlerde bazı insanlar açlıktan ölüyor, bizler ise ekmeğin çıtır olmasına mı yoksa kızarmış olmasına mı karar veremiyoruz.
Aç insanları düşünmek ne de olsa bizim problemimiz değil. Karnımız doydu ya önemli olan bu değil mi zaten. Ama çevremizde ne kadar muhtaç aileler var bu hiç aklımıza geliyor mu? Evimizin küçük olmasından şikayet ederiz ama sokakta yatan insanları düşünmek bizim haddimiz değil sonuçta. Öyle değil mi? Kendi çocuklarımız, en iyi okullarda okusun, tırnağına taş değmesin, saçlarının teli için dünyaları yakalım ama başkalarınınki ölsün bize ne dememiz mi lazım. Yani insanlığımız nerede kaldı.

Bizler bu kadar bencil ve rahat yaşarken, bu kadar kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi kapatırken, bizim insanlığımız nerede kaldı. İnsanlar ölmemek için yaşam savaşı verirken, akşam çocuklarımın karnını nasıl doyuracağım diye kara kara düşünürlerken, bizler sokağın ortasında suçlu olsalar bile bir insanın öldürülmesi fikrine karşı çıkarken, bir kuru ekmeğe muhtaç insanların, çaresiz kaldıklarını göre göre gözlerimizi kapatarak görmezden geliyoruz.

Bir köpeğin, bir canlının işkence edilerek öldürülmesine bile sesimizi çıkarmıyoruz.  Sesimiz olmasa ne olur, bir şeyleri değiştiremeyecek ve sesleri çıkmayanların sesi olamayacaksak niye yaşıyoruz bu dünya da. Bu sesimiz neden var? Bizler akıllı insanlar değil miydik? Neden korkuyoruz? Bu insanlar neden korkuyor, size soruyorum. Kesilen  ağaçlar, çıkarılan petroller, denizin dibinde bile yangın çıkarmayı beceren bizler değilmişiz gibi. Neden çevremizde ki aç insanlar, hasta insanlar, öldürülen hayvanlar, katledilen kadınlar, evsizler, yardım bekleyenler için harekete geçip birleşmiyoruz neden? Çıkarımız olmadığı için mi yoksa para kazandırmıyor diye mi? Bizlerin düşmanlığı ancak kendimize. İnsanlar kendileriyle çelişiyor. Yazık vallahi yazık, özgürlüğüne düşkün olduklarını söyleyen bazı insanlar kendi zihinlerinde, telefonların ve sosyal medyanın esiri olmuşlardır.

Evlerinde özellikle hapis hayatı yaşarlar. Kaçımız telefonu 1 saat almadan durabiliyoruz? Kaçımız sosyal medya hesaplarına gelen beğenmeleri görünce gülümsemiyoruz?
İnsanlar beton yığınlarının arasına saklanıyor ve  gökyüzüne uzanan binalar inşa ediyor; bir bina daha, bir rezidans daha, bir ağaç daha kes, yetmedi bir arazi. İnsanlık ölmüş ama farkında olan bile yok. Bazı insanlar insanlığını yitirmiş, üç maymunu oynuyor; kendine sunulan nimetleri aç gözlü bir şekilde sömürüyorlar. Evet dünya dönmeye devam ediyor ama içindeki yaşam kaynaklarımızın, hepsinin katledilmesini seyrederek değil. İnsan olmayı, insan olmanın anlamını  ve “BEN  BİR  İNSANIM” demenin gururunu hiç kimse bizlere öğretemez. Etrafımızda ve  çevremizde yaşananlara,  hatta bizzat kendi  şahsımızla ilgili bazı olayları irdeleyen gözle  bakarsak göreceğiz ki, insan ve insanlıkla ilgili hiçbir sancının içerisinde değiliz. Ne yazık ki karşımızda konuşurlarken dahi dilleri başka, düşünceleri başka söyleyenler var. Ve bir türlü  dili ile beyinleri arasında irtibat kurmayı bile beceremiyorlar. Ya da bu  durum onları oldukça mutlu  ediyor.

Çünkü toplumun büyük bir  kesiminde dostlukları, hizmetleri, iyilikleri ve güzellikleri unutma, ya  hastalık olmuş, ya da  işlerine öyle geliyor.  Maneviyata dönmek isteriz ama nerede. Aramak ise faydasız. Manevi değerler  dünyamıza gözümüzü  kapattığımız zaman vefa ve  minnet duygusundan, kopup uzaklaştığımızı görürüz. Aslında bize şöyle  öğretmişti  büyüklerimiz. Aman haaa, "bir fincan  kahvenin kırk yıl hatırı  vardır"  “Komşu komşunun  külüne muhtaçtır, iyi  geçinin çevrenizdekilerle, sayın, sevin” derlerdi. Hatta  bizlerin beyinlerine  kazınacağına inandıkları için hikayeler anlatarak hep nasihatte bulunurlardı. Demek ki gerçekten başarılı  olmuş bizleri yetiştiren anne ve babalarımız. Nasıl ki hayatımız da beklentisiz iyilik aşkı ve coşkusu hiç  eksilmediyse, her şeye rağmen anlatılan hikayeler de unutulmadı. Şükürler olsun, hem de tüm etkisiyle beynimiz de koruyor yerini.  İnsanlık öldü mü? hassasiyetini şimdi çok  daha iyi anlıyorum. Bu çok  özel konu üzerine kafa  yoran ve yaşama bizim gibi  bakanlar bilmelidirler ki, kaybeden bizler değiliz. 

İçimiz rahat,  yüreğimiz huzur dolu, ve  bir gün geçmişte iki yüzlü, yüreği kara insanlarla mutlaka karşılaşacağız. O gariban ve muhtaç insanlar sizlerin yüzüne baktığında, yüzünüz mutlaka kızaracak. İçin içinde olsa rahatsızlık duyacaksınız. Biliyorum ki iyi yürekli ve yardım sever insanlarımız çok, gariban, kimsesiz bu insanları dev yüreğinizle sahip çıkarak,  mutluluk ışığı olacağınıza adım gibi eminim. İnsan olmak böyle  birşey işte. Ne mutlu gerçek insan olabilenlere ve insanlığı unutmayanlara.                                                                                                                  Yürekleri insanlık adına, insan sevgisiyle dolup taşanlara  selam olsun .
banner533
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.